BİRİ BENİ GÖZETLİYOR ( SOMEBODY WATCHİNG ME )
Bangkok Wat Po Tapınağını geziyoruz.
Hava kararmış.
Beş tonluk som altın Buda binasında yatıyor ve kapıları kilitlendi....
Avlu ışıkları yanınca altın varaklar hoş bir renk aldı.
Eşim ve ben tekrar çalışan makinalar ile en iyi resmi yakalama telaşına düştük, oradan oraya kosturuyoruz.
Hava serinledi, ambias hoş, ortamda mistik bir enerji var.
Bizden başka kimse yok.
Arasıra görevliler gelip geçiyor, bizim halimize gülümsüyor.
Yüzyıllardır bu alanda ne törenler, ne kavgalar ne kanlar döküldü diye düşünüyorum.
Budanın yattığı binanın önünde güvenlik görevlisi bile yok.
Ulen bizde olsa, yerden tünel kazıp gene bu heykeli çalarlardı, ya da orjinalini alıp, çakmasını bırakırlardı diye düşünüyorum.
Gerçi avlu duvarları yüksek.
Ayin binasında ayin var. Ama bize uzak, birinci avluda.
Bin yıldan hayırlı Kadir Gecesini kutluyorlarmis.
Ne güzel tesadüf ki, böyle hayırlı bir geceye denk gelmiş ziyaretimiz.
Sonra bizde katıldık.
İlahiler okunuyor, mır mır dualar okunuyor, halk kazan kazan yemek yapmış, isteyene veriyorlar.
Şerbetler içiliyor.
Aynı bizdeki gibi.
Demek ki İpek Yoluna düşen dervişler ve dergah keşişleri, adetleri Orta Asya ve Iran üzerinden Anadolu' ya kadar getirmişler diye düşünüyorum.
Rahiplerin tek omzu açık kıyafetleri bile bizim hacı irhamı ile aynı. Tek fark hacinin ki beyaz.
Yemeği yedik, ayine katıldık, duamizi ettik.
Halk ta Budist olduk diye bizi sevdi.
Bizde onları sevdik.
Ayin oldu mu kaçırmam; Kilise, havra, cami fark etmez.
Yeter ki savaş olmasın, kan dökülmesin.
Neyse, gene bahçeye dönelim.
İçime bir korku düştü.
Hava esrarengize döndü.
Sanki biri beni izliyor.
İkinci avluya geçişte iki adam heykeli var.
Nöbet bekler gibi.
Buda' yı bekliyor zaar diyorum ama adamlar taş kesmiş.
Adamların başında Melon Şapka.
Rahiplerin kafa kazinmisken, melon şapka batı işi iken,
Melon şapka ne iş!
Acaba Atatürk' ün Şapka Devrimi buraya kadar geldi mi diye de kendi kendime espri yapıyorum.
Eşime " hadi gidelim, ben korktum " dedim.
" Ben de korktum " dedi.
Tuhaf bir korku. Yani neden korktuğunu bilemeden bir korku.
Neyse, sıvıştık oradan ve dönüş yoluna geçtik.
Sokaklarda kimse yok. Tek tük taksi geçiyor. Metro istasyonuna kadar at diyoruz, 200 baht çekiyor. Halbu ki 50 baht...Taksimetre diyorum, gülüp kaçıyorlar.
Hanım da inat etti ve otobüsle gidelim dedi.
Otobüs maceramızı sonra anlatayım.
Neyse, eve geldik, hemen resimlere baktım.
Bir de ne göreyim. Ben nereye gittiysem Melon Şapka bana bakmış.
Bir ara dibine oturmuştum, gene bakmış.
Eşim " bakmamış " diyor, iddalaşıyoruz.
Sizce haklı mıyım ?
Bangkok Wat Po Tapınağını geziyoruz.
Hava kararmış.
Beş tonluk som altın Buda binasında yatıyor ve kapıları kilitlendi....
Avlu ışıkları yanınca altın varaklar hoş bir renk aldı.
Eşim ve ben tekrar çalışan makinalar ile en iyi resmi yakalama telaşına düştük, oradan oraya kosturuyoruz.
Hava serinledi, ambias hoş, ortamda mistik bir enerji var.
Bizden başka kimse yok.
Arasıra görevliler gelip geçiyor, bizim halimize gülümsüyor.
Yüzyıllardır bu alanda ne törenler, ne kavgalar ne kanlar döküldü diye düşünüyorum.
Budanın yattığı binanın önünde güvenlik görevlisi bile yok.
Ulen bizde olsa, yerden tünel kazıp gene bu heykeli çalarlardı, ya da orjinalini alıp, çakmasını bırakırlardı diye düşünüyorum.
Gerçi avlu duvarları yüksek.
Ayin binasında ayin var. Ama bize uzak, birinci avluda.
Bin yıldan hayırlı Kadir Gecesini kutluyorlarmis.
Ne güzel tesadüf ki, böyle hayırlı bir geceye denk gelmiş ziyaretimiz.
Sonra bizde katıldık.
İlahiler okunuyor, mır mır dualar okunuyor, halk kazan kazan yemek yapmış, isteyene veriyorlar.
Şerbetler içiliyor.
Aynı bizdeki gibi.
Demek ki İpek Yoluna düşen dervişler ve dergah keşişleri, adetleri Orta Asya ve Iran üzerinden Anadolu' ya kadar getirmişler diye düşünüyorum.
Rahiplerin tek omzu açık kıyafetleri bile bizim hacı irhamı ile aynı. Tek fark hacinin ki beyaz.
Yemeği yedik, ayine katıldık, duamizi ettik.
Halk ta Budist olduk diye bizi sevdi.
Bizde onları sevdik.
Ayin oldu mu kaçırmam; Kilise, havra, cami fark etmez.
Yeter ki savaş olmasın, kan dökülmesin.
Neyse, gene bahçeye dönelim.
İçime bir korku düştü.
Hava esrarengize döndü.
Sanki biri beni izliyor.
İkinci avluya geçişte iki adam heykeli var.
Nöbet bekler gibi.
Buda' yı bekliyor zaar diyorum ama adamlar taş kesmiş.
Adamların başında Melon Şapka.
Rahiplerin kafa kazinmisken, melon şapka batı işi iken,
Melon şapka ne iş!
Acaba Atatürk' ün Şapka Devrimi buraya kadar geldi mi diye de kendi kendime espri yapıyorum.
Eşime " hadi gidelim, ben korktum " dedim.
" Ben de korktum " dedi.
Tuhaf bir korku. Yani neden korktuğunu bilemeden bir korku.
Neyse, sıvıştık oradan ve dönüş yoluna geçtik.
Sokaklarda kimse yok. Tek tük taksi geçiyor. Metro istasyonuna kadar at diyoruz, 200 baht çekiyor. Halbu ki 50 baht...Taksimetre diyorum, gülüp kaçıyorlar.
Hanım da inat etti ve otobüsle gidelim dedi.
Otobüs maceramızı sonra anlatayım.
Neyse, eve geldik, hemen resimlere baktım.
Bir de ne göreyim. Ben nereye gittiysem Melon Şapka bana bakmış.
Bir ara dibine oturmuştum, gene bakmış.
Eşim " bakmamış " diyor, iddalaşıyoruz.
Sizce haklı mıyım ?





Hiç yorum yok:
Yorum Gönder