30 Aralık 2019 Pazartesi

BRUCE LEE, BEN ve BİR HUKUK SAVAŞI



Çin' in, ticaret fuarları ile meşhur üçüncü büyük şehri Guangzhou şehrini gezerken, Çin Fast Food Zinciri Real Kung Fu Restoranı önünde bu fotoğrafı çektirmeden geçememiştim...

Aktör ve Dövüş Sanatları Uzmanı Bruce Lee' yi tanımayan ve onun trajik hikayesini bilmeyen yoktur...

Dövüşün Sanatı mı olurmuş demeyin... Oluyor tabii ki... Adamlar dövüşürken bile ortaya bir sanat çıkıyor...

Dövüş deyince; tabure, demir sopa, taş kapıp, hasmının kafasının pekmezini akıtmaktan başka marifeti olmayanlar için bu sanatı ve bu sanatın okullarını anlamak zordur...

Neyse, biz konumuza gelelim... Hani bir yerlere gezersiniz ve yıllar sonra orası ile ilgili bir haber gelir ya " vay be! ben de oradaydım, görmüştüm, yaşamıştım " dersiniz ve çok değişik şeyler hissedersiniz...


Rahmetli Bruce Lee' nin kızının, California  menşeli Bruce Lee Yatırım Şirketi, Çin' deki bu Real Kung Fu Restoran Zincirine, 15 yıldır kasten ve izinsiz olarak babasının imajını kullandığı gerekçesi ile 30 milyon dolarlık tazminat davası açtı...

Hoppala Paşam, Malkara Keşan, " bugüne kadar aklınız nerede "diye sormazlar mı adam olana?


Şimdi davayı açan Amerikan Şirketi, davalı Siz, siz , siz... Özür dilerim, bir an aklım, Cem Karaca' nın şarkısına gitti...
Davalı da Çinli Şirket...
Oh! ne güzel geldi tam da Amerikan-Çin Ticaret Savaşlarının üzerine....
Şimdi burada konuyu daha iyi anlamanız için, ipin ucunu kaçırmadan bazı ip uçları vermem gerekiyor...
Bruce Lee, San Francisco, Abd de 1940 yılında, Çinli ana ve babadan doğuyor...
Zaar, garibanlar o zamanlar yoksulluktan oraya kaçmışlar...
Bruce Lee büyüyünce orada Amerikalı bir kadın ile evlenmiş... Kızları Amerikan vatandaşı ve orada yaşıyor...
Şirket Amerikan, ancak Kung Fu dövüş orijini Çin...
Şimdi bizim siyasiler olsa buna hemen ihanet damgası yapıştırırdı...
Hain, müfteri...
İnsan kendi öz ülkesine bunu yapar mıydı?


Çinli şirket de der ki " Biz bu şirketi alırken Marka Tescil ve Ruhsat işlerini yaptırdık, Bruce Lee' nin insanlık değerlerini tüm dünyaya duyurmaya çalışıyoruz, peki siz onun için ne yaptınız?
Ne yapacaklar? Rahmetlinin telif hakları ile beleşten para kazanmışlardır...

Bu açıklamanın üzerine Amerikan şirketinden henüz bir cevap gelmedi...
Şimdi bir hukuk mücadelesi başladı ve bizim bunun üzerine yorum yapmamız ahlaki değil demem gerekiyor, ancak demeyeceğim...

Güçlü olan kazansın... Özür dilerim; haklı olan kazansın.

Yeri gelmişken, sözü açılmışken dövüş sanatçısı Bruce Lee' nin  32 yıl süren kısacık, trajik hayatı hakkında biraz bilgi vereyim...


İşte hayat dedirten, acımasız karnı büyük obur dünya, yediğine doymamış dünya, 1940 yılında Amerika' da doğan ve 32 yaşında halen ölümü hakkında komplo teorileri üretilen bu temiz ve ahlaklı genci 1973 yılında aramızdan aldı, bu güzel aileyi dağıttı, savurttu...

1939 yılında eşi ve üç çocuğunu alıp, Amerika' ya göçen baba, opera sanatçısı...
1940 da Bruce Lee doğuyor...
1941 yılında Hong Kong' a geri dönüyorlar...
Baba sanatçı olunca, küçük Bruce da, oyunculuk ve dansa merak sarıyor... Herhalde dans eder gibi dövüş sanatı da buradan geliyor... Bruce 20 ye yakın çocuk filminde rol alıyor...
Biraz daha serpilip, kanı bitlenince sokak çetelerine katılıp, dövüşmeyi öğreniyor, Kung Fu dersleri alıyor...
Bizim hikayede biraz, Diriliş, Kuruluş, Kuruldu, Osmancık dizisine benzedi...Bizler tabii ki karakucak dövüş sanatını çok iyi icra ettiğimizden, Kung Fu Döğüşünü de " hocam, ne var çekirge " mizahına çevirdik ve indirgedik...

Bu kavgalardan dolayı polis ile başı belaya girince, ailesi küçük Bruce' ın geleceğinden endişelenip onu tekrar Amerika' ya, akrabalarının yanına gönderiyor. Keşke göndermeselermiş... Kaderin ağlarını ördüğünü nereden bileceklerdi ki?

Orada aklı başına gelen Bruce, Washington Üniversitesinde felsefe okuyor...
Demek ki dövüş felsefesini de orada öğreniyor...
Okumuş bir döğüş çü...
Hikaye gittikçe ilginçleşiyor...
Bir yandan da Çin' de öğrendiği yakın dövüşü öğretmek için kurs açıyor...
Sonra malum, Hollywood keşfediyor ve dönemin en meşhur sanatçıları ile filmler çeviriyor...
Aynı zamanda Hong Kong' tan da film teklifleri alıyor ve orada bir film şirketi kuruyor...

İşte; Tanrı, yürü ya kulum derken, sırtından sakatlanıyor ve altı ay yatakta yatıyor...
Böyle hareketli, ele avuca sığmaz birinin altı ay yatağa mahkum olmasını düşünebiliyor musunuz?
Bir gün bir ağrı kesici alıyor ve ertesi sabah uyanamıyor...
"Zaten beyninde tümör vardı, iki aydan fazla yaşamazdı" deseler de tartışmalar bitmiyor...

Malum böyle meşhur insanlar aniden ölünce veya öldürülünce, arkalarında telif hakları, hediyelik eşyalar, film satışları gibi yapım ve hediyelik eşya şirketleri için inanılmaz rant bırakırlar...

İşte, temiz bir Anadolu çocuğunun, dev bir film sanayi ülkesinde pek çok çekişmenin içinde genç yaşta yitip gitmesinin hikayesi böyle...
Çinli çocuk tabii ki... Onun saf ve temizliğini vurgulamak için öyle betimledim...

Tanrı, kalanlara sağlıklı, huzurlu ve mutlu bir yaşam versin temennisi ile yazıyı kapatmamız gerek, ancak kapatamıyoruz...

Bruce Lee' nin oğlu' da, genç yaşta, 28 yaşında bir film çekimi esnasında, boş sanılan bir tabancadan çıkan mermi ile karnından vurularak öldürülüyor...

Brandon Lee, babasını kaybettiğinde 8 yaşındaydı...

Şimdi baba, oğul kucak kucağa gurbet ellerde, Seattle' de Lake View mezarlığında yatıyor...

Sonuç : Sevgili Dostlar, siz ne yaparsanız yapın, hayat size kendi senaryosunu oynatır... Onun için kasmaya, endişe yaratmaya neden yok!
Oradan oraya savrulur deli gönül, Yunus gibi...

Karısı şimdi tekrar evlendi mi? Kötü yola mı düştü ? Türk seyircisi yıl 2020 de olsa hep aynı şeyi düşünür...

Onu bilemem. Ancak bildiğim bir şey varsa, kızı babasından kalanlar ile yetinmeyip, yıllar sonra öz vatanına karşı saçma sapan bir hukuk mücadelesi başlatmış...
Sanırım Uluslararası Hukuk ve Ticaret Mahkemeleri bu davayı sonuçlandırır...
Bu davayı, işim gücüm olmadığı için, aylaklıktan sizler için takip edeceğim ve bilgi vereceğim... Konunun uzmanları bu bloğu okumuşsa, lütfen yorum yapsınlar.
Ya da sonsuza kadar susmaya devam etsinler...

Bu arada sizler de böyle ağır ve yüklü tazminatlara maruz kalmak istemiyorsanız, kişisel ve telif haklarını bilin ve riayet edin...

Bir gezi fotoğrafı bize tarihte ve coğrafyada nerelere götürdü...
Bu yazıyı, o fotoğrafı çekme zahmetinde bulunan sevgili eşime ithaf ediyorum...

14 Haziran 2019 Cuma

Sabiha Gökçenler Geliyor


SABİHA GÖKÇENLER GELİYOR

Bugün kadın kaptanımız ile gurur duydum...
Amsterdam' da hava yağmurluydu.
Uçağımız alana biraz geç geldi....
Antalya için körükten uçağa binerken bu genç kadın pilotumuzu o dar aralıktan, pilot kabininde gördüm.
 
 

Son kontrolleri yapıyordu.
Gururlandım.
Mutlu oldum...
Kim ne yaparsa yapsın Gazinin mayası tutmuştu.
Sabiha Gökçen' ler arkadan kıtalar halinde geliyordu.
 

 Hava fırtınalı olduğu için uçağımız bir saat alanda beklemek zorunda kaldı.
Yolcuların tamamı Hollanda' dan Antalya' ya gelen turistlerdi.
Bir süre sonra kapalı uçakta beklemekten, sıcaktan, yolculara fenalık geldi.
Homurtular, söylenmeler artmaya başladı.
Bazı yolcular fenalık geçirdi.
Ben gayet sakindim.
Panik atak geçirmemek için kendimi bir şeyler ile meşgul ettim.
Hollandalı bir anne ve oğluna yardım ettim.
Oğlu 30 yaşlarında, fakat ilk uçuşuymuş.
Uçak kalkmayınca tedirgin olmuş.
Anneye, sürekli oğlu ile konuşmasını ve zihnini meşgul etmesini söyledim.
Ne de olsa 13 saatlik direk uçuş tecrübem vardı...
Kaptan ve ekibi süreci çok iyi yönetti.
On dakika sonra kalkılacak anonsu ve uçağın geri geri gitmesi ile ortalık duruldu.
 

Motor güç testlerinden sonra, kaptanımız uçağı taksi durumunda, güzel bir hızla ana pistte, pist başı yaptı.
Daha sonra statik elektrikle yüklü havaya rağmen uçağı çok güzel kaldırdı.
Hava boşluklarında motor gücünü çok güzel ayarladı.
Otuz bin feet te güneşli bir ortamda yüksek hızla uçtuk.
Antalya semaları gene kümülüs bulutları ile kaplıydı.
Ona rağmen güzel bir yaklaşma paterni ile, deniz üzerinden başarılı bir iniş yaptı.
İnişi çok kısa mesafede toparlaması ve koca uçağa hakimiyeti efsaneydi.

Uçak inince uçakta müthiş bir alkış koptu... Hiç sevmem ama ben bile alkışladım.
Özetle, hava muhalefetine ve gecikmeye rağmen, kadın kaptanımız bize çok güzel ve zevkli bir uçuş tecrübesi yaşattı.
Bu unutamayacağım anımı, gezi anı bloğumda sizlerle paylaşmak istedim.
Türk kadını ve havacılığı ile bir kez daha gurur duydum.

BRUCE LEE, BEN ve BİR HUKUK SAVAŞI

Çin' in, ticaret fuarları ile meşhur üçüncü büyük şehri Guangzhou şehrini gezerken, Çin Fast Food Zinciri Real Kung Fu Restoranı önü...